vampirleri tanıyalım.
önceden belirteyim: tamamen not olsun diye yazıyorum, herhangi bir metin amacı güdülmemiştir.
vampirleri birçok kaynaktan biliyoruz, sadece mitolojik bir yaratık olarak kalmayıp tarihte de karşımıza çıkıyor. her ne kadar anavatanı balkanlar gibi gözükse de o dönem osmanlı'yı düşünecek olursak türkler arasında da gayet yaygın olduğunu görebiliriz. peki vampirlere hangi kaynaklarda rastlıyoruz?
beni en çok şaşırtan kesinlikle vampir ilmihaliydi (tuhfetul şahan) 17. yüzyılda 4. mehmet'in isteği üzerine kaleme alınmış hatta bir dönem enderun mektebinde okutulmuş. ayrıca kilise kayıtlarında, mahkeme kayıtlarında, fetvalarda, seyahatname'de ve gazetelerde de rastlıyoruz.
kelimeye etimolojik incelemesini bu serinin sonunda yapacağım çok uzatmamak için.
genel kabul olan vampir özelliklerinden bahsedelim.
bir çeşit yaşayan ölü denilebilir, kanla beslenir ve bu kan insan ya da hayvana ait olabilir. yarasaya dönüşebilir, uzun soluklu uçuşlar gerçekleştiremez. davet edilmediği bir yere giriş yapamaz. geceleri dolaşır, gündüz olunca mezarına çekilir vs.
peki zamanında neye dayanarak teşhiste bulunmuşlar?
mezar açıldığında çürümemiş bir ceset olması, üstünde kan olması, kefenin yer yer kirlenip yırtılmış olması (neticede her gece oradan çıktığına inanılıyor), saç ve tırnakların uzamaya devam etmiş olması gibi nedenler ölünün vampir olarak tanımlanmasına neden olmuş.
vampir nüfusunun artması elbette iyi bir şey değil ve zaman zaman vampir salgınları da olmuş. geceleyin vampir arkadaşımız bir insanın kanını emerse sadece o kişi sabah vampir olarak uyanırken bir hayvanın kanını emdiğinde o hayvanı yiyen herkes vampire dönüşebilir. bu kadar hızlıca artış olması da salgınlara yol açmış.
şimdi bu yaratıklar için yaşayan ölü dedik, nasıl tamamen kurtulabiliriz?
bazı ritüeller var, kolay kolay öldürülmüyor. bu işin önceliği kalbine kazık saplamak ve mezarına sabitlemek. tek başına bu işlem yeterli olmayabilir, kafasını kesip ayaklarının altına koyarak işi daha garantiye alabilirsiniz hatta polonya'da tüm ölülerin bu şekilde defnedildiği bir mezarlık da varmış. kalbini yerinden çıkarıp haşlamayı deneyebilirsiniz ve son çare küle dönüşene kadar yakabilirsiniz.
bu bahsettiğim ritüeller papazlara ait çünkü o dönem bu efsaneler daha çok hristiyanlar arasında dönüyor. zamanla müslüman halk da etkilenmeye başlıyor ve olay ebu suud efendiye kadar gidiyor. henüz şeyhülislam olmamış ebu suud efendi bunlar saçma şeyler diyip geçmek yerine şeri hukuktan örfi hukuka geçiş yapıp gerektiğinde bu ritüellerin uygulanabileceğine dair fetva veriyor.
osmanlı, balkan topraklarını bir süre sonra kaybediyor ve bu inanış da bizden gidiyor. cadılarla başı dertte olan avrupa için vampir dönemi başlıyor. ortodokslar katoliklerin bu inanışını küçümseme ve hurafe olarak görme yoluna girip marx, voltaire, rousseau gibi isimler öncülüğünde edebiyata, felsefeye, siyasete alıp metafor haline getirerek vampir algısını değiştiriyorlar.
önümüzdeki hafta vampirlere devam da edebilirim cadılara geçiş de yapabilirim bilmiyorum. tabii bir de meşhur dracula var, onunla ilgili bölüm de güzel olabilir. umarım hoşunuza gitmiştir, sağlıcakla kalın.
beyaz ten ve kırmızı gözlere sahip bir fotoğraf bırakmak istemedim şimdiden :)
